Travma, başınıza kötü bir şey gelmesi değildir. Örneğin biri “Dün gece bir film izledim ve travmatize oldum” diyorsa, hayır, gerçekten travmatize olmadınız. Sadece üzüldünüz ya da duygusal bir rahatsızlık yaşadınız. Travma bu değildir. Travma kelimesi, kelime anlamı olarak “yara” demektir. Yunanca kökenli bir kelimedir. Burada psikolojik bir yaradan bahsediyoruz.
Travma bir yara gibi davranır. Eğer o yara hâlâ tazeyse, üzerine dokunulduğunda canınızı acıtır. Örneğin, “istenmemek” ile ilgili bir yaraya sahipseniz, yıllar sonra bile bu duyguyu tetikleyen bir yaşantı sizi o anki kadar incitebilir. Bu yüzden travma, tetiklendiğinde acı veren, iyileşmemiş bir yaradır. “Tetiklenmek” dediğimiz şey de budur aslında — eski bir yaranın yeniden harekete geçmesi.
Bir diğer özellik de, yaraların kabuk bağlamasıdır. Travma da böyle davranır. Kabuk dokusu kalındır, sinir ucu içermez, bu yüzden hissizdir. Bu ne demek, Travma yaşantısı kişinin duygularından kopmasına sebep olabilir. Kabuk aynı zamanda serttir, yani esnek değildir; burada aklımıza psikolojik esneklik geliyor. Psikolojik olarak esnek, dayanıklı olunamadığında olaylara karşı hep belli kalıplarla, alışılagelmiş, öngörülebilir ve çoğu zaman işlevsiz tepkiler verilmesine neden olur. Ayrıca, kabuklu doku sağlıklı doku gibi büyümez. Travmatize olmuş bireyler, travmanın gerçekleştiği dönemdeki duygusal gelişim aşamasında sıkışıp kalabilir. Örneğin Birisi size “Çocuk gibi davranıyorsun” dediğinde bu hoşumuza gitmez ama içinde bir gerçeklik barındırabilir. Belki de o anda, çocukken yaşadığınız o yara tekrar canlandı ve siz de sanki o anı yeniden yaşıyormuşsunuz gibi tepki veriyorsunuz. Bu duruma Peter Levine “tryanny of the past-geçmişin zulmü/boyunduruğu/esareti” diyor. Yani bugünde olan bir şey, sizi geçmişteki bir duruma götürebilir ve o eski travmatik yaşantıya göre tepki verirsiniz. O an artık şimdiki an değildir.
Böyle baktığımızda Travma, başınıza ne geldiği değil, içinizde neler yaşandığı- olduğu ile ilgilidir. Bir yara varsa, bu yaranın oluşması için illa çok kötü olaylar gerekmiyor. Sevgi dolu ailelerde büyüyen çocuklar bile yaralanabilir. Fiziksel ihtiyaçları karşılanmayan bir çocuk nasıl ki gelişemezse, duygusal ihtiyaçları karşılanmayan bir çocuk da duygusal olarak zarar görür. Sevgiye, ilgiye, dokunulmaya, duygularının görülmesine, duyulmasına, korktuğunda ya da üzüldüğünde yanında birinin olmasına ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında da yara oluşur.